Tek Hikayenin Tehlikesi

Dün bir film seyrettim, adını spoiler olmasın diye yazmıyorum. Özetle Amerikalı casusumuz, Berlin Duvarının yıkılmasını sağlıyor. Amerika’nın özgürlük getirdiği algısını güçlendiren başka bir film. Hurray!
Bu filmlerdeki sıkıntı şu. Genelde insanlar esas oğlan ve esas kız yerine kendini koyarlar, dolayısıyla senaristlerin iyi dediklerine iyi, kötü dediklerine farkında olmadan kötü der, onları zor duruma sokanlara karşı öfke, antipati ve bunun gibi duygularla dolmaya başlarız.

Hollywood filmleri de kendi ideolajilerini yaymak için kullanılan kitle algı araçları olarak rahatça kullanılabilir. Hollywood filmleri de o yüzden sürekli bir düşman arayışı içindedir. Soğuk savaş zamanında Sürekli SSCB ile mücadeleyi anlatan filmler, yakın zamanda Koreyi anlatan filmler. En çok güldüğüm de, sürekli bomba geliştirmekle ve dünyayı yoketmekle meşgul müslümanlarla mücadele ettikleri filmler.

Bir çok ufak tekrarlanan sahneler bir süre sonra yadsımadığımız hale gelir. Afrikalılar yardıma muhtaçtır,hıristiyanlar pazar günleri kiliseye gidiyor olarak gösterilir, yahudiler ise muslumanlara benzer takkeleriyle, Amerikan hayatının sürekli içinde olan kişiler olarak temsil edilirler. Onların düğünleri olur, çok eğlenirler, içilir harika bir gün geçirilir, şeker gibi insanlardır.

Ve hikayeler bir süre sonra algımızı değiştirmeye başlar.

Paylaşacağım video da bununla ilgili.

Bir dahaki sefer dünyayı “ileri düzey” teknolojik bomba geliştirerek tüm dünyayı tek tuşla yok edecek “gerici” müslüman teröristlerden kurtaran Hollywood ajan filmlerini seyrettiğinizde bu videoyu hatırlayın.

Bir hikaye anlatıcının ağzından tek bir hikayenin tehlikesi.

+