Rols Roys

Bu yazının sponsoru da şu şarkı olsun. (Söylemedi.)

adnan

Bu yazının sponsoru da şu şarkı olsun. (Söylemedi.)
Okuma Süresi (Yaklaşık): 8 dakika

Bu yazıyı, 2 sokak ileriden gidip varacağı yere varmaktansa, ters şeride girip her iki tarafı da kilitleyenlere, veya tek şeridi çift şerit yaparak sıklaşabilir-cami-safı olarak kullanan küçük hesap kişilerine adıyorum desem, yalan atmış olurum.

Önce bir çizgi hikaye ile başlayalım. Türkçeleştirdim. Orjinalini On a Plate diye aratırsanız bulursunuz,


Geçenlerde Elon Musk babası ile Twitter üzerinde tartıştı, ama önüme düşen retweetlerden bir tanesi aracılığı ile haberdar oldum.

Babası diyordu ki:

“Bu küçüklüğünde de böyle idi, Rolls Royce’la okula giderdi yine de memnun edemezdik.”

Şimdi sizi bilmem ama ben okula Rols Roys ile gitmedim. 🙂 Bırakın okulu Rols Roys’u yakından görmedim. Sadece çocukken arabalar üzerine konuşurken, arkadaşlarla onun el yapımı olduğunu öğrenip vaaay be demiştik. Şimdi bu burada bir dursun.

(David Ogilvy nin Rolls Royce için hazırladığı efsanevi reklamın linkini de Rolls Royce adı geçtiği için aklıma gelmişken yeri gelmemişken buraya koyuyorum).

Malcolm MacGladwell’ in bir kitabı var. Çok satanlar listesine girdi. Okudunuz mu? Outliers diye. Kitaba göre, başarı fırsata, akılcı çok çalışmaya, çevresel faktörlere ve “kültürel miras” a bağlı. Yetiştirilme tarzı fırsatın anahtarıdır der, çocuğun terbiyesinin yetiştirilme kalitesini gelecekteki başarısının anahtarı olarak görür. IQ dan daha önemli olarak görür. Peri masallarındaki gibi hikayelerdeki  başarı nadiren bulunur – o durumdaki başarıda, bir yetenek pırıltısı vardır, ve o zaman fırsat kapısı, kişiye (ve başkalarına değil) açılır. Bu, yetenekli kişiye becerilerini geliştirmek için antrenörlere, ekipmanlara vb. e  olanak ve zaman sağlar, böylece fırsat sahibi olanlar ile olmayanlar arasındaki farkı büyük ölçüde büyütür.  Özetle başarılılar daha da başarılı, zenginler daha da zengin olur şaşmayın diyen bir kitap. Ama kitap haline getirmek ve tezini ispatlamak için grafikler rakamlar ve örnekler var.

Meseleyi güzel anlatan bir video var. Türkçe altyazı için (Ayarlar>Otomatik çevir> Türkçe) Bu da burada dursun.

Hayal kurar mısınız? Kurduğunuz hayaller neler mesela? Araba, milli piyango, falancasporun şampiyonluğu, ev, güzel bir hanım yakışıklı bey, hiç çalışmamak vb. Siz de ekleyin.

Bu soruyu sorduğum zaman, hiç birinizin hayalleri içerisinde “oturmak” diye bir hayal oldu mu? “Oturmak” diye bir hayal olur mu ya?

Gelin sizi akşam 6 da Zincirlikuyu metrobüs durağına götüreyim. Denize karşı manzarayı değil bu manzarayı seyredelim. Orada duran çoğu insanın hayali inanılmaz basit hale indirgenmiştir. Yer bulmak. Çekinerek kurulan hayal ise OTURMAK tır. Bu ancak sadece bazı şanslı kişilerin sahip olabileceği bir lükstür. Bu da burada dursun.

Yeterli midir eksik midir bilmem okulda öğretilmiş bir kural vardı. Maslow un ihtiyaçlar hiyerarşisi. Hatırlıyor musunuz?

1. Biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlar – hava, yiyecek, içecek, barınak, sıcaklık, cinsellik, uyku.

2. Güvenlik ihtiyaçları – unsurlardan korunma, güvenlik, düzen, yasa, istikrar, korkudan kurtulma.

3. Sevgi ve aidiyet ihtiyaçları – arkadaşlık, samimiyet, güven ve kabullenme, sevgi ve sevgi alma ve verme. Katılımcılık, bir grubun parçası olmak (aile, arkadaşlar, iş).

4. Saygı ihtiyaçları – (özsaygınlık, başarı, ustalık, bağımsızlık) ve diğerlerine karşı saygınlık veya saygı (örn. Statü, prestij) için saygınlık. Maslow, saygının ya da şöhretin gerekliliğinin çocuklar ve gençler için gerçek benlik saygısı ya da haysiyetin önünde olduğunu ve daha önemli olduğunu belirtmiş.

veeee en tepede

5. Kendini gerçekleştirme ihtiyaçları – kişisel potansiyeli, kendini gerçekleştirme, kişisel gelişim ve zirve deneyimlerini bulma. “Olunabilme kapasitesi olan her şey haline gelme arzusu” (Maslow, 1987, s. 64).

Yani insan önce en temel ihtiyaçlarını karşılar, ondan sonra ötekileri, ancak ondan sonra diğerlerini ancak sonra sonra diğerlerini falan. Doğru mu yanlış mı bilmem. Genel geçer görmüş bir şema. Bana da mantıklı geliyor.

Açken kurulan hayal, yemek yemek. Karnımız doyup, bitimiz kanlanınca, biraz daha kafamızı kaldırıp diğer fizyolojik ihtiyaçlar. Onu düzenli hale getirince araba alalım, düzen devam ederse ev alalım, LEVEL 2, Sonra level 3 e geçelim. Ok bu da burada bir dursun.

Oturduğum yer getto diyebilirim. Yine de her türlü zamlardan nasibini alır. Bu fiyatlandırma mekanizması da bana daima komik gelmiştir. Sallıyorum, çorba 10 TL ise, dandik bir çorba yapan restoran da 10 TL ye çorba satar ve “genel fiyat mertebesi böyle hölölö” diye kendini savunur. Ev kiraları da böyle. Süper çarpık kentleşme ve daha da saçma planlama yöntemleri ile sadece gri betonlar görülen ve ruhu sıkan binalarla örülü bir semt. Estetik namına bir şey yok. Ancak kiraları “genel İstanbul fiyatları böyle hölölö” diye son 1 senede bayağı yukarı çıkmıştır. Alan memnun veren memnun. Daha güzel ferah bir yerleşim yerinde yaşamamış insanlar da bu şehir planlamacıların masa başından bozduğu bu şehiri bu hali ile kabul eder.

Semt Doğu, İç Anadolu’dan ve Suriye’den göç almıştır. Yürürken, yanımdan geçen Arapça doğal konuşmalar duyarım. İlk başta biraz garip gelse de, bir süre sonra kültürel mozaik açısından güzel hissettirmeye başlamıştır. Üstlerinde, saçlarında beyaz mermer tozu, talaş tozu ile de görürüm onları bazen. Bazen de dev bir tahta plakayı taşırken, yanımdan geçerler. Vasıfsız işçi derler.

Vasıf… Tabelalarda gördüğümüz “Vasıfsız işci aranıyor” ilanları, Ne olursan ol gel in kapitalist hali gibi tınlasa da bana “iş kendi kendini yapıyor, elimizi sallasak ellisi, o yüzden sana az para vereceğiz” in kısaltması gibi gelmektedir. Vasıfsız işçiye verilen maaş ile Internette gördüğümüz “Aranan Nitelikler” başlığı altında 1 sayfa dolusu niteliklerin yazılmış olduğu ilanları olan çalışanlara verilen maaş açısından bayağı bir fark vardır. Ok bu da burada dursun.

Şimdi “bu burada dursun” dediklerimi biraz toplamaya başlayayım.

Hayal kısmıyla başlayayım. Bence daha büyük hayaller kurmak için önce küçük hayallerinizden, küçük heveslerinizden kurtulmalısınız. Yoksa onlar daima ayak bağı olacaktır. Ne kadar erken kurtulursanız, diğerlerini gerçekleştirmek için o kadar çok süre kalır.

Mesela Araba hayali. İşe girip bitimin ilk kanlanmaya başladığı zamanda kendime biçtiğim hayal, araba pitstopu idi. Bazıları da benim gibi ilk pitstop olarak arabayı belirlemiştir.

Bu Araba pitstopuna girip, araba alma hayalini gerçekleştiren orada durur mu? İnsanoğlu durmuyor. Bir sonraki hayal için yola çıkar.

Şimdi, daha öğrenci iken bu araba hayaline ulaşmış bir insanı ele alalım. Arabadan sonraki hayal seviyesine daha mezun olmadan gelir. İşe girip arabasını alan insan ile, bu bu insan arasında karşılaştırma yaparsak, mezun olmadan gelen insan bayağı avantajlı konumdadır. Çünkü onun hanesinde ek bonus tadında daha fazla yıl vardır. Bir sonraki hevesini gerçekleştirecek yıllar. Hevesini alıp kendini gerçekleştirmeye biraz daha yaklaştıracak adımlar.

İçinde yaşadığınız şehir, olduğunuz hayat, hayallerinizi “oturmak” “açık trafik” “9 günlük bayram tatili” gibi hayallere indirgetiyorsa, bu gibi hayal bile olmaması gereken şeyleri hayal olarak / pitstop olarak düşünmeyenler, kendini gerçekleştirme yolculuğunda veya koşusunda ne derseniz deyin, sizden daha önde olacaktır, sizden daha kısa sürede sizden daha az enerjiyle kendini gerçekleştime noktasına varmada avantajlı olacaktır.

Biraz daha açıklamak için, alttaki kötü çizilmiş olsa da işimi görecek grafiğime bakın. Kimin ne zaman öleceğini Allah bilir de ortalama yaş 1. ve 2. dikey çizgiler iki bireyi temsil etse ve ortalama yaş bitişi 75 varsaysak, 1. kişi mi daha çok hayalini gerçekleştirir 2. kişi mi?

Durumu iyi olan ailelerden gelen çocuklarla, diğer ailelerden gelen çocukları karşılaştırın. Gerçekten çok değişik şeylerle karşılacaksınız. Ailelerin varlık, başarı durumları çocukların auralarına bile siniyor.

Burada ben aslında paradan bahsetmiyorum, evin içine sinmiş olan başarı büyük işler atmosferinden söz ediyorum. Outliers kitabından bahsedilen “kültürel miras” dan.

Newton’un güzel bir lafı var..

“If I have seen further, it is by standing upon the shoulders of giants” (Eğer ileriyi gördüysem bu devlerin omuzlarında durduğumdandır)

O eski araştırmalara ve bilim adamlarına atıfta bulunsa da bu bence gayet bu yazıya uyarlanabilir.
( Buraya yan not olarak bir “aile dizimi” terimi bırakayım ve sonuna bir soru işareti koyayım. )

Bir çizgi hikaye ile başladık, bir video ile bitirelim.

Paylaşalım mı?